Ekonomik Güvenlik ve Ekonomik Bağımlılık

Ekonomik Güvenlik Nedir?

Ekonomik güvenlik, insanların ihtiyaçlarını tutarlı bir şekilde karşılayabilme yeteneği olarak tanımlanır. Ekonomik güvenlik, bir ülkenin ulusal güvenliği değerlendirilirken de önemli bir faktör olarak karşımıza çıkar; bu sebeple hem vatandaşlar hem de devletler için önemlidir.

Ekonomik güvenlik, ekonomik refahın tesis edilmesi için ilk adımdır. Güven vermeyen bir ekonominin paydaşlarının da sağlıklı çalışması beklenemez. Ekonomik güvenliğin tesisi, vatandaşlarının güvenliği ve refahı için temel garantiler sağlamayı taahhüt eden modern devletin de önemli bir görevidir.

Küresel gelişmeler, bir ülkenin ekonomik güvenlik gücünün belirlenmesinde rol oynar. Örneğin Covid salgını, bazı ülkelerdeki siyasal istikrarsızlık ve bölgesel savaş tehditleri son yıllarda ekonomik güvensizliği önemli ölçüde artırdı diyebiliriz. Bu güvensizlik ortamının ve endişenin bir yansıması olarak, dünya devletlerinin daha muhafazakar ekonomik politikalara yönelmeleri de kendilerine yıllarca yetecek hammadde ve emtia stoku yapmaya çalışmaları da sürpriz olmadı.

Ekonomik güvenlik, ölçülebilir iktisadi veya fiziksel koşullara ek olarak, “güvenlik algısından” da beslenir. Güvelik algısı ortadan kaybolduğu andan itibaren insanlar, kendilerinin ve/veya çocuklarının geleceklerini planlayamazlar. Bunun doğal sonucu olarak “beyin göçü” artabilir. Bu, bir ülkenin ulusal güvenliğine tehdit oluşturabilecek sonuçlara yol açabilir.

Ekonomik Güvenliği Belirleyen Unsurlar

Ekonomik güvenliği belirleyen unsurların ne oldukları ve nasıl işledikleri, içinde bulunulan döneme ve şartlara göre bir miktar değişkenlik gösterebilir. Ancak genel olarak kabul gören kıstaslar şu şekildedir:

Gıda tüketimi

Gıda üretimi

Sosyal yaşam koşulları

Kişi başına düşen gelir

Devletin ve sivil toplum kuruluşlarının kapasitesi

Ekonomik Bağımlılık Nedir?

Ekonomik bağımlılık ya da karşılıklı ekonomik bağımlılık (Economic Interdependence); iki ya da daha fazla kişi, grup, işletme ya da devletin ihtiyaçlarını karşılamak için birbirleri ile mal ve hizmet alışverişi yapmak zorunda oldukları durumdur.

Ekonomik Bağımlılık, tarafların belirli bir malın üretiminde veya belirli bir hizmetin sağlanmasında uzmanlaştığı ya da tekelleştiği durumlarda geçerlidir. Bu mal ve hizmetlerin değişimi, her iki tarafın da ihtiyaçlarını karşılaması için gereklidir. Süregelen karşılıklı ekonomik bağımlılık, bir noktadan sonra şirketlerin hatta ülkelerin ekonomik olarak birbirlerine bağımlı hale geldikleri bir sisteme dönüşür.

Ekonomik bağımlılığın en çarpıcı örneklerinden birini içinde bulunduğumuz süreçte görme şansımız oldu. Bir tarafta ekonomik gücünü ve güvenliğini sürdürmek için Avrupa devletlerine petrol ve doğal gaz satmaya ihtiyacı olan Rusya; diğer tarafta askeri kutuplaşmaya varan çıkar uyuşmazlıklarına hatta sıcak savaşa rağmen Rusya’dan enerji tedarikini kesemeyen Avrupa…

Uluslararası Ticaret ve Ekonomik Bağımlılık

Ekonomik bağımlılığın en iyi ve anlaşılması en basit örneklerinden biri uluslararası ticarettir. İki veya daha fazla ülke arasında ticaret gerçekleşiyorsa, içlerinden birinin, bir ürünü üretememesi ya da uygun maliyete üretememesi durumu vardır. Diğer ülke ise bahsi geçen bu ürünü üretmede başarı gösteriyor ya da ucuza mal ediyor olabilir.

Örneğin, ılıman-sıcak bir iklime sahip olan Asya ülkelerinde belirli bölgesel meyveler, pirinç ve pamuk bol miktarda üretilebilir. Hava koşulları, nem seviyeleri veya başka herhangi bir nedenle aynı mahsulü kendileri yetiştiremeyen diğer ülkeler, bunları Asya'dan ithal etmek zorundadır. Benzer şekilde, Asya'da üretilemeyen bazı mal veya ürünler de diğer ülkelerden ithal edilmektedir. Bu sistem, farklı ülkeleri ekonomik olarak birbirine bağımlı hale getirir.

Büyük Zincir Mağazalar ve Ekonomik Bağımlılık

Başka bir ekonomik bağımlılık türü, zincir mağazaların etrafında oluşur. Örneğin perakende devleri, yüzlerce küçük şirketin ürünlerini raflarında satmaktadır. Bu şirketlerin varlıklarını sürdürebilmeleri, çok sayıda küçük üreticinden sağlanan düzenli ürün akışına bağlıdır. Öte yandan tüm bu küçük işletmelerin, ürünlerinin satışı için zincir mağazalara bağımlı hale geldiklerini de söyleyebiliriz. Yani her iki taraf da ihtiyaçlarının karşılanması için birbirlerine bağımlı durumdadır.

Not:

Ekonomik bağımlılık olgusu, gelişmiş ekonomilerde de vuku bulur. Örneğin Çin ve ABD gibi dev ekonomiler, neredeyse her türlü ürün ve teknolojiyi üretme konusunda uzmanlaşmış olmalarına rağmen özellikle enerji ve hammadde tedariki konusunda onlar da başka ülkelere bağımlıdırlar.

Uzmanlaşma ve Ekonomik Bağımlılık

Ekonomik bağımlılığın gerçek dünyadaki örneklerini bulmak, hemen hemen her yerde var olduğu için oldukça kolaydır. Tüm işletmelerin, kuruluşların ve ülkelerim, ekonomik bağımlılık girdabına derinden kök saldıklarını söylersek yanılmış olmayız. Ancak bu durum bir de olumlu sonuç doğurur: Uzmanlaşma.

Bir işletmenin, ya da bir ülkenin birtakım ürün ve hizmetlerin üretiminde uzmanlaşması kaçınılmazdır. Uzmanlaşma, daha yüksek verimlilik ve daha iyi kalite ile sonuçlanır. Bu nedenle işletmeler yalnızca belirli ürünleri üretmeye odaklanıp, geri kalanını ise dışarıdan temin etme eğilimindedir. Tedarik zincirinin sorunsuz işlediği bir ortamda, bazı ürünleri dışarıdan satın almak ve böylece ana faaliyet alanındaki imkan ve kabiliyetlerini artırmak bir işletme için mantıklı bir strateji olacaktır. Ancak herhangi bir sebeple tedarik zinciri sekteye uğradığı zaman, bu avantajlı durum yerini derin problemlere bırakır.

Sanayileşme ve Ekonomik Bağımlılık

Sanayileşme, üretimdeki verimliliği artırır ve ülke ekonomilerinin gelişmesini sağlar. Ancak sanayileşmeden bahsettiğimiz yerde hammadde, enerji, teknoloji ve daha pek çok farklı girdinin sistemin parçası olması gerektiğini de kabul etmemiz gerekir.

Sanayileşme, dış kaynak kullanımını ve ekonomik bağımlılığı artırır. İlginç bir örnekle devam edelim: Pakistan’ın futbol topu üretiminde lider ülke konumunda olduğunu biliyor muydunuz? Ancak bu noktaya gelmeden önce teknolojiyi Çin’den almıştır ve futbol topu üretmek için gerekli olan malzemeleri hala Çin’den ithal etmektedir.

Ekonomik Gelişmişlik ve Ekonomik Bağımlılık

Bir ekonomi geliştikçe, teknolojik altyapı seviyesi yükseldikçe ülke içinde daha fazla tesis kurmaya ve katma değeri yüksek ürünleri daha fazla üretmeye odaklanır. Bu, komşu ülkelerden veya diğer coğrafyalardan hammadde ve işgücü sağlanması gibi ihtiyaçları doğurur. Ekonomisi gelişmiş olan ülkeler büyük hacimlerde ticaret yaparlar ve bu ticareti yaptıkları ülkeler ile karşılıklı bağımlılıkları artar.

Ekonomisi gelişmiş ülkelerin vatandaşları, zaman içinde daha kazançlı, daha prestijli iş kollarında yoğun olarak kümelenmeye başlar. Yapılması gereken birtakım “alt sınıf” işler ya da katma değeri düşük sektörler ise ya ülkede yaşayan farklı etnik gruplar tarafından sahiplenilir ya da ithalat yoluyla başka ülkelerden temin edilir. Bu durum, yine farklı bir düzlemde ekonomik bağımlılık olarak nitelendirilebilir.

Karşılıklı Ekonomik Bağımlılığın İyi ve Kötü Yönleri

Olumlu Yönler:

Karşılıklı ekonomik bağımlılık daha fazla ticari fırsata yol açar. Ülkeler arasında artan ticaret ve ticaretle birlikte transfer olan bilgi, ülke içinde de yeni fırsatların kapısını aralayacaktır.

Bir coğrafyada aynı ürünleri satmak sert bir rekabeti tetikler. Bu rekabet, fiyatları aşağı çekerek karlılığı düşürebilir. Ancak farklı bölgelere satış yapmak hem karlı hem de kolaydır. Ürünü bol olduğu yerden alıp kıt olduğu noktaya taşıdığınızda gerçek anlamda ticaret yapıyorsunuz demektir.

Karşılıklı ekonomik bağımlılığın bir diğer önemli avantajı çeşitlendirmedir. Ticaret kültürü gelişmiş ülkeler, birtakım sektörlerde dışa bağımlı olsa da çeşitlendirme yolunu izleyerek riskini minimize edebilir. Ekonomik krizler, politik gerilimler, doğal afetler vb. gibi herhangi bir olumsuz süreç esnasında, yalnızca iç pazara ya da tek tek bir dış pazara bel bağlamak sizi artan bir riske maruz bırakabilir. Karşılaşılan bu problemlere farklı ve hızlı çözümler üretebilmek için birden fazla tedarikçi kurum ya da ülke ile karşılıklı ekonomik bağımlılık ilişkisi kurulabilir.

Olumsuz Yönler

Döviz kurunda, enerji piyasasında ve hammadde fiyatlarında yaşanabilecek dalgalanmalar, maliyetlerinizi öngöremediğiniz şekilde artırabilir ve ticaretteki dengelerinizi sarsabilir.

Ürün ya da hammadde tedarik ettiğiniz bölgede herhangi bir felaket (rejim değişikliği, ekonominin çökmesi, finansal kriz, doğal afetler vb.) olması durumunda tüm ticari faaliyetler durabilir.

Ülkeler arasında yaşanan politik gerilimler bazı durumlarda ticaretin önüne geçebilir. İthalat/İhracat kotaları ya da yasakları uygulanabilir, gümrük vergileri caydırıcı oranlarda artırılabilir. Nitekim Ukrayna-Rusya arasında yaşanan çatışmaların ardından, ABD başta olmak üzere çok sayıda ülke Rusya’dan bazı ürünleri almayı bıraktı ya da bunların miktarlarında kısıtlamaya gitti. Bu durumdan dolayı farklı ülkelerde, ticari faaliyetleri sekteye uğramış hatta durma noktasına gelmiş çok sayıda şirket olduğunu varsayabiliriz.

Borsa ve Ekonomik Bağımlılık İlişkisi

Borsalar ile ülkeler arasındaki ekonomik bağımlılık ekseninde çok yönlü ilişkiler bulunur. Hisse senedi piyasalarında yaşanan fiyat hareketlerini, özellikle de uzun süren boğa ya da ayı sezonlarının karakteristiklerini incelediğimizde, karşımıza çıkan şeyin, her seferinde uluslararası ilişkiler ve makroekonomik verilerin kartopu etkisi ile piyasalara yön vermesi olduğunu görürüz.

Bir ülkede faaliyet gösteren şirketlerin, bir teknolojide ya da özel bir alanda rakiplerinden öne geçtiğini düşünün. O şirketin hisse senetleri büyük olasılıkla değer kazanacaktır.

Bir ülke ekonomisinin dış müdahalelere ve yaptırımlara maruz kaldığı senaryoyu önümüze koyalım. Ne ülke ekonomisinin, ne parasının, ne de şirketlerin bundan zarar görmemesi, değer kaybetmemesi mümkün değildir.

Ülkeler arasındaki yüksek ekonomik bağımlılık, güçlü siyasal ve/veya askeri çatışmalar ile birleştiğinde, bu durumun tüm dünya ekonomisine ciddi yansımaları olacağını kabul etmemiz gerekir. Nitekim Covid salgını, Çin-Tayvan-ABD gerilimi, Rusya-Avrupa-ABD gerilimi ve akabinde bunun Rusya-Ukrayna savaşına dönüşmesi gibi hadiseler, hemen her ulusal para biriminin, borsanın ve o borsalarda işlem gören hisselerin fiyatlarına etki etti. Gelişmekte olan ülkelerin para birimleri değer kaybederken, emtia fiyatlarında “çılgın” diyebileceğimiz yükselişler kaydedildi.

Sonuç olarak, borsa ile ülkeler arasındaki ekonomik bağımlılık arasında son derece güçlü bağlar olduğunu söyleyebiliriz. Bu ilişkiler sarmalını en doğru şekilde analiz etmeyi başaran yatırımcılar, volatilitenin de hayli yüksek olduğu bu dönemde finansal piyasalarda yüksek miktarda kazanç elde etme imkanını da elde etti.